"Bu dünya mirasını gelecek kuşaklara aktarabilmemiz gerekiyor"

-
Aa
+
a
a
a

Dünya Mirası Adalar'da Derya Tolgay ve Nevin Sungur, Adalar Belediyesi Başkan Yardımcısı Fırat Durak ile faytonların kaldırılmasının ardından Adalar’da artan akülü araç kullanımıyla ortaya çıkan belirsizlik, denetimsizlik ve yeni araç modelleri tartışmalarını ele alıyorlar.

""
 Adalar’da çözülemeyen araç karmaşası
 

Adalar’da çözülemeyen araç karmaşası

podcast servisi: iTunes / RSS

Nevin Sungur: Herkese merhaba. Apaçık Radyo’da Dünya Mirası Adalar programına başlıyoruz. Ben Nevin Sungur.

Derya Tolgay: Ben Derya Tolgay.

N.S.: Yine Adalar’da güncel meselelerden birini konuşacağız. Bugün ayrıca çok kıymetli bir konuğumuz da var. Hemen giriş yapalım çünkü mevzu derin ve konuşacak çok şey var.

Şöyle ki; Adalar, temel olarak trafiği olmayan yani taşıtlara kapalı olmasıyla çok kıymetli bir yer. Burada bir trafik meselesi yok; trafik karmaşası yok, kornalar yok, egzoz yok. En kıymetli taraflarından biri de bu zaten Adalar’ın. Yıllarca da tamamen trafiğe kapalı yapısıyla anıldı. Ancak bugün, özellikle faytonların kaldırılmasından sonra, adada karmaşık bir duruma girmiş durumdayız. Faytonlar kaldırıldı fakat buradaki insanların bir ulaşıma ihtiyacı var. Bisiklet var, yaya yolları var ama bunun dışında da esnaf için, toplu taşıma için bir çözüm gerekiyor.

Faytonlar kaldırıldıktan sonra akülü araçlar devreye girdi ancak bu araçların bir kanuni zemini yoktu. Yani bir belirsizlik içerisinde çoğaldılar ve giderek içinden çıkılmaz bir duruma gelmeye başladılar. Ancak belediye başkanımız Ercan Bey’le birlikte görevi devralan yeni belediye ekibi —bugünkü konuğumuz Fırat Durak da dahil— en baştan bu akülü meselesine karşı olduklarını ifade etmişlerdi. Dolayısıyla aşama aşama bu sürecin de bir şekilde sonuna gelindi Adalar’da.

Ancak üç tekerlekli akülüler kalktı; şimdi yerlerine dört tekerlekli akülüler gibi bir süreç başladı. Yani yine bir belirsizlik… Adalıların ucundan kenarından bildiği ama çok da hâkim olamadığı bir süreçteyiz.

Bunun sıkıntılı olduğunu nereden anlıyoruz? Fırat Bey, en son Belediye Meclisi toplantısında bu konuyla ilgili bir konuşma yaptı ve bu konuşma, meselenin ne kadar sorunlu olduğuna dair birçok veri içeriyordu.

Şimdi bu konuşmadan kısa bir bölüm dinleyelim ve ardından tüm bu meseleyi, Adalar’da şu anda yaşanan süreci Fırat Bey’le konuşacağız.

Fırat Durak:Buradan bu ülkenin namuslu savcılarına ve bürokratlarına sesleniyorum: Gelin, Adalar’daki araç rantı konusunu araştırın. Bizi de araştırın. Adalar’da at iziyle it izi birbirine karışmış durumda.

Yaşananlar, vicdan sahibi bir kamu yöneticisi ve bir hukukçu olarak beni rahatsız ediyor. Adalar Belediyesi olarak, yetkimizin olmadığı konularda sorumlu tutulmamız beni rahatsız ediyor. Biz, Adalar düzelsin, araç yoğunluğu azalsın, yollarda rahat rahat yürünebilsin, çocuklarımız oynasın, özgürce oynasın dedikçe; birilerinin rant itirazı konuyu bugünlere getirdi.

Konuşmam birilerinin canını sıkacak olabilir. Belki üzerime gelecekler, belki onlarca iftira atacaklar. Ama haksızlık ettiğinizi duyarsak, siz de haksızlık ettiğinizi duyarsınız. Konu bu kadar.

N.S: Evet Deryacığım, nasıl başlayalım? İstersen ilk soruyu sen sor; başlayalım.

D.T.: İlk soruyu sorayım ama hemen bir hatırlatma yapalım. Destekçilerimize çok teşekkür ediyoruz. Geçtiğimiz hafta 9 gün boyunca radyo şenliğimiz vardı ve inanılmaz güzel katkılar geldi. Çünkü özgür ve bağımsız olabilmek —Fırat Bey, sizin için de tahmin ediyorum— ancak bu şekilde mümkün. Teşekkürle başlayalım.

Ben de Fırat Bey’e, davetimizi kabul ettiği için öncelikle teşekkür ediyorum. Evet, gelinen süreci isterseniz bize siz anlatın. Sorusuz da başlayabiliriz çünkü sıkıntılı bir konuşmaydı. Neydi sizi buna iten?

F.D.: Öncelikle iyi yayınlar diliyorum. Aslında Nevin Hanım’ın da ifade ettiği gibi, Adalar’ı dünyadaki diğer adalardan ayıran —hatta belki de onları geride bıraktığımız— en temel özelliklerden biri; motorlu araç trafiğinin olmaması, egzozun olmaması, kornanın olmaması; yani motorlu araçlardan arındırılmış bir takımada olmasıdır. Bu, Adalar’ı diğer adalardan ayıran en önemli özelliklerden biri. Hatta dediğim gibi, bu konuda en ileride olduğumuz alan olarak değerlendirilebilir.

Peki bizi bu araçlarla ilgili uygulamalara iten temel mesele neydi? Zaten seçim döneminde de, Ercan Başkan’la birlikte Adalar Belediye Yönetimi’ne gelmeden önce bunu bir vaat olarak dile getirmiştik. Şunu söyledik: Adalar’ı bu kötü, Hindistanvari, Pakistanvari görüntüden kurtaracağız dedik çünkü Adalar artık sokakta yürünemeyecek bir hâl almıştı. Her köşe başında bir akülü ya da elektrikli araç çıkacak mı diye insanlar tedirgindi. Çocuklar sokakta özgürce, güvenle oynayamıyordu. Kaldırımlar akülü araçlarla doluydu. Bu durum hem ciddi bir görüntü kirliliği yaratıyor, hem de adanın “yavaş yaşam” felsefesine aykırı bir tablo ortaya koyuyordu.

Bildiğiniz üzere Adalar daha önce SİT kanunuyla korunuyordu; şimdi ise Özel Çevre Koruma Bölgesi kapsamında korunan bir yer. Dolayısıyla burada araç edinimi ve kullanımı belli kriterlere bağlı. Biz de bu kriterleri uygulayacağımızı ve regülasyon sürecinin olması gerektiği gibi işleyeceğini seçim döneminde ifade etmiştik.

Göreve geldikten sonra, 2024 yılı Nisan ayında görevi devraldık; aynı yılın Temmuz ayında da mülki idare amirimiz ve dönemin ilçe emniyet müdürüyle görüşerek bu süreci başlatmak istediğimizi ilettik. Sağolsunlar; hem kaymakamımız, hem de ilçe emniyet müdürümüz bu bir buçuk-iki yıllık süreç boyunca gerekli kolluk desteğini verdiler.

Burada altını çizmek isterim: Bu, müşterek bir çalışmaydı. Araçların toplanması ve ada dışına çıkarılması Adalar Belediyesi’nin tek başına yaptığı bir uygulama değildi. İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün de içinde olduğu ortak bir süreçti.

Bu kapsamda öncelikle plakasız ve ruhsatsız araçlar toplandı, çocuk kullanıcılar engellendi ve özellikle korsan taşımacılıkla mücadele edildi. Adada ciddi bir korsan taşımacılık vardı ve bu durum neredeyse bir sektöre dönüşmüştü - hatta bazı yönleriyle kriminal bir yapıya evrilmişti. Elbette herkesi aynı kefeye koymamak gerekir ama en azından bir kısmı bu noktaya gelmişti ve bununla mücadele etmek oldukça zordu.

Bu çalışmalar sonucunda korsan taşımacılık büyük ölçüde bitirildi, çocuk kullanıcılar engellendi ve ada sokakları adeta nefes aldı. Demir yığını görüntüsü ortadan kaldırıldı, binlerce araç ada dışına çıkarıldı.

Sonrasında ise yaklaşık üç yıldır toplanmayan Adalar Ulaşım ve Lojistik Komisyonu, Kaymakamlık talimatıyla yeniden toplandı ve bir regülasyon sürecinin başlaması hedeflendi.

Ancak araçlar toplandıktan sonra bazı problemler ortaya çıktı. Bunların başında esnaf ve engellilerin ulaşımı geliyor. Evet, araçlar toplandı ve önemli bir mesafe kat edildi. 2024 yazı, araç yoğunluğunun en yüksek olduğu dönemdi. Bugünle kıyasladığımızda ciddi bir iyileşme var. Bu anlamda sürecin ilk aşamasında belli bir başarı sağlandığını düşünüyorum.

Ancak iş, hangi sektörlere araç verileceği meselesine geldiğinde, “önce toplayalım, sonra konuşalım” yaklaşımında yeterince ilerleme sağlanamadı. Bunu da açıkça ifade etmeliyim çünkü süreç, araç sayısını azaltmaya odaklanmak yerine daha çok araç modelleri üzerine yoğunlaştı; “şu araç mı olsun, bu araç mı olsun” gibi tartışmalar yürütüldü.

Oysa asıl mesele şuydu: Araç sayısını mümkün olduğunca azaltmak. Elektrikli de olsa, mümkün olan en az sayıda araçla bu süreci yürütmek. Biz de buna odaklandık.

Tabii bu süreçte araç sayıları, izinler ve kararlar belirlenirken bazı parametreler var. Bunların başında UKOME kararları geliyor. Adalar Ulaşım ve Lojistik Komisyonu beş üyeden oluşuyor: Kaymakamlık, İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İlçe Sağlık Müdürlüğü merkezî idareyi temsilen üç oyla yer alıyor. Yerel idareler ise Adalar Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere iki oyla temsil ediliyor. Yani bu komisyonda oy dağılımı üçe iki; merkezî idare lehine.

Daha geniş çerçevede baktığımızda ise 2019 yılında İstanbul seçimlerinden sonra UKOME’nin yapısında bir değişiklik yapıldı. Aile ve Çevre Bakanlıkları da dahil edilerek üye sayısı artırıldı. Bugün itibarıyla UKOME’de 16 üye merkezî idareyi, 11 üye ise yerel idareleri temsil ediyor. Dolayısıyla İstanbul’un ve Adalar’ın ulaşımıyla ilgili kararların, yerel idarelerden ziyade merkezî idarenin tasarrufunda olduğunu söylemek mümkün. Çünkü matematik ortada: 3, 2’den büyüktür; 16, 11’den büyüktür. Konu aslında bu kadar net.

D.T.: Demin de bahsettik; faytonların kaldırılmasından at ölümlerine, azmanbüslerden protestolara, yargılamalardan bugün gelinen noktaya kadar uzanan süreç aslında oldukça karışık. Adeta karmaşık ve katmanlı bir dönüşüm hikâyesi. Bu nedenle dinleyicilerimizin de kafasının karışmış olması anlaşılır. Şunu hatırlatmak isteriz: Biz bu süreçte, faytonların kaldırılmasından bugüne kadar onlarca program yaptık. Süreci daha yakından takip etmek isteyenler, bu programlara arşivden yeniden ulaşabilir.

Burada UKOME ve komisyonlardaki merkezi idare ağırlığından bahsettiniz. Yerel yönetimin hareket alanı tam olarak nasıl kısıtlanıyor?

F.D.: Baktığınızda belediye, ilçedeki ulaşımı düzenlemesi gereken temel organlardan biridir. Dolayısıyla burada yerel idarelere daha fazla yetki ve söz hakkı verilmesi gerekir çünkü yereli bilenler bu insanlardır; birincisi, dediğiniz gibi seçimle gelmiş organlarız, ikincisi ise yereli en iyi bilenler bizleriz. Sonuçta bir kurumsal hafıza da söz konusudur. Bu nedenle bu işi en iyi bilen yerel idarelere daha fazla yetki verilmesi gerekirken, oy oranlarına bakıldığında tam tersi bir durum ortaya çıkmaktadır.

Adalar’la ilgili bir karar alınacaksa elbette merkezi idarenin fikirleri de önemlidir; ne dediği de dikkate alınmalıdır. Sonuçta bunlar, yerel idareler üzerinde idari vesayet anlamında düzenleyici kurumlardır. Ancak ulaşımla ilgili olarak bana doğru gelen yaklaşım şudur: Yerel idarelerin daha fazla söz sahibi olması gerekir.

D.T.: Önemli; biz de bu çalışmaların içinde yer aldığımız için, yıllardır yaptığımız tespitlerde ve birçok kişinin değerlendirmesinde başlıca sorunun denetimsizlik olduğu görülüyor. Yapılan çalıştayda —neredeyse sekiz yıl önceydi, belki biraz daha az— bu konu hep ilk sırada yer aldı. Kurumların birlikte çalışamaması da önemli bir sorun; çünkü Adalar’daki yapı çok sayıda kurumun varlığını içeriyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, belediye, büyükşehir, Orman ve Tarım gibi farklı kurumlar söz konusu.

Bu kurumlar arasında ortak bir çalışma kültürünün oluşmadığını görüyoruz. Ayrıca denetim yetkisi olan kurumların, her birinin farklı alanlarda sorumluluğu bulunmasına rağmen, bu denetimleri yeterince gerçekleştirmemesi nedeniyle bugün yaşanan sorunlarla karşı karşıyayız. Bunu da eklemek istedim.

F.D.: Çok doğru söylüyorsunuz. Faytonlarla ilgili süreçte bu kadar ağır bir sonucun ortaya çıkması, yani sistemin tamamen kaldırılması, aslında bakıldığında uzun yıllara yayılan bir denetimsizlik silsilesinin sonucu. Bir anlamda tarih tekerrür ediyor; akülü araçlar konusunda da benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Eğer bu araçlar gerçekten ihtiyaç sahipleri ya da esnaf tarafından belirli sınırlar içinde kullanılsaydı, korsan taşımacılık yapılmasaydı ve vatandaş “benim ihtiyacım yok, neden araç alayım?” diye düşünebilseydi, süreç bugün çok daha sağlıklı ilerleyebilirdi.

Sizin de belirttiğiniz gibi, denetimsizlik zamanla bir kangrene dönüşüyor. Bizim burada yapmak istediğimiz ise bu denetimleri sağlamak ve düzenleme sürecini eksiksiz bir şekilde hayata geçirmekti. Kurumlar arası iletişim konusunda da yaklaşık bir buçuk–iki yıldır merkezi idare kurum ve kurullarıyla daha sağlıklı bir ilişki içinde süreci yürütmeye çalışıyoruz. Ancak dediğim gibi, denetimsizlik tüm bu problemlerin başında geliyor ve fayton sürecinde yaşananlar da bunun somut bir örneği.

Öte yandan vatandaşlar, geçmişte Adalar Belediyesi’nin akülü araçlara plaka verdiğini dile getiriyor. Ancak burada söz konusu olan dönem yaklaşık 15–20 yıl öncesine, yani birkaç dönem öncesine dayanıyor. O dönemin koşullarında bu araçlar engelli aracı statüsüyle adaya alınmış ve kayıt altına alınabilmeleri için belediye tarafından numaralandırılmış; fakat bu plakaların aslında yasal bir geçerliliği bulunmuyor. Nitekim 2017 yılında, yanılmıyorsam valilik kararıyla belediyenin plaka verme yetkisinin olmadığı belirtilmiş ve bu plakalar iptal edilmiştir. Dolayısıyla 15–20 yıl önce verilmiş ve sonrasında hukuken geçersiz kılınmış bir uygulamadan bugün hak talep etmek de doğru bir yaklaşım değildir.

D.T.: Ben burada kişisel görüşümü ifade edeceğim: Bu durum bana teknik bir sorundan ziyade, daha çok siyasi bir güç meselesi gibi görünüyor.

F.D.: Biz bunu hiçbir zaman siyasi bir mesele olarak görmedik. Adaların korunması gerekiyor. Ada sokaklarında çocuklarımızın özgürce oynayabilmesi, yaşlılarımızın güvenle yürüyebilmesi ve bu dünya mirasını, bu Türkiye mirasını gelecek kuşaklara aktarabilmemiz gerekiyor. Bunun için de adaların bu araç istilasından kurtulması şart.

Nevin Hanım “ne yaşıyoruz?” diye sordu. Şöyle ifade edeyim: Yerel idarenin ağırlığının belli bir noktaya kadar kalması ya da bazı alanlarda pasifize edilmesi, birtakım sonuçlar doğuruyor. Bunların başında da vatandaşa durumu anlatamama, izah edememe geliyor. Az önce de belirttiğim gibi, aslında çok doğru bir yolda ilerlememize rağmen süreç zaman zaman tıkanmış gibi görünüyor.

Neden? Çünkü biz başından beri sektör bazlı bir çalışma yürütelim, hangi sektörlere araç verileceğini ve engel kriterlerini belirleyelim, yani bir çerçeve oluşturalım diye yaklaştık. Ancak bu yaklaşımın yerine, araç modelleri üzerinden ilerleyen bir süreç devreye girdi ve bu da bizim açımızdan süreci bir ölçüde bypass etti.

Şöyle söyleyeyim: Çok sınırlı sayıda araçla bu iş çözülebilir. Örneğin komisyondan şu ana kadar izin verilen yaklaşık 86 araç var; başvurmayanları da eklediğinizde toplamda 150–200 araçla, hatta belki 100–110 araçla bile adalardaki esnafın ihtiyacı karşılanabilir. Yani izinler sınırlı tutulsa, adadaki toplam araç sayısı 200–300 civarında kalsa, bu ne bu kadar göze batar, ne de bu kadar olumsuz bir görüntü oluşturur. Ancak siz süreci araç modeli üzerinden kurgulayıp “ne kadar çok esnafa verirsek o kadar iyi” yaklaşımıyla ilerlerseniz, bu sayının önüne geçemezsiniz. Bugün 500, yarın 600, sonrasında 1200–1300 araçlık bir tabloyla karşı karşıya kalırız.

Bizim şu anda mücadele ettiğimiz konu tam olarak bu. Meclis toplantısında da bu tabloyu açıkça ortaya koydum. Adalar Belediyesi bu işin ticari ayağında hiçbir şekilde yoktur, olmayacaktır da. Bunu net bir şekilde ifade ettim.

Bizim derdimiz çok açık: Araç sayısı azaltılsın ve belirli bir sistematik içinde hareket edilsin. Tüm meselemiz bundan ibaret.

D.T.: Burada yaşayanlarla biz de sahada konuşuyoruz; insanlar gerçekten mutsuz ve tedirgin. Şu anda esnafa verilen araç modellerini tartışıyor olmak bile beni mahcup ediyor; bu radyo programında konuştuğumuz nokta aslında ne kadar geriye gittiğimizi gösteriyor.

Yaz geliyor; yüzlerce aracın sokaklarda dolaşacağı düşüncesi ürkütücü. Estetik açıdan da çoğu adanın dokusuna hiç uymayan, adeta askerî araç görünümünde... Daha bugün yolda bir komşumla karşılaştım; “Bunlar nasıl gidiyor, ne hız yapıyorlar?” diye sordu. Daha araçlar çıkalı 10 gün olmuşken sağa sola çarpmış, takla atmış, camları ve farları kırılmış örnekler var. Bu da ister istemez ciddi bir endişe yaratıyor.

Vatandaşın mutsuzluğu çok anlaşılır. Çünkü yakın zamana kadar insanlar yazın sokaklarda rahatça yürüyebiliyor, bisiklete binebiliyordu. Esnafın da belirli saatlerde —sabah 10’a kadar ve akşam— servis düzeni vardı; forkliftler o saatlerde çalışırdı. Yani bu kadar sınırsız bir kullanım söz konusu değildi. Bu kadar küçük ve hassas bir alanda bu tür bir serbestlik doğal olarak sorun yaratıyor. Dolayısıyla asıl mesele şu noktaya geliyor: Bu araçların denetimi kime ait ve nasıl yapılacak?

N.S.: Bu modeller empoze mi ediliyor?

F.D.: Araç modeliyle ilgili durum şöyle: Adalar Belediyesi tarafından, İlçe Ulaşım Koordinasyon ve Trafik Komisyonu’nun sekreteryasını yürüten İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bugüne kadar “şu araç modeli olsun” şeklinde herhangi bir talep iletilmemiştir. Bu konuda ne resmi bir yazı gönderilmiş, ne de sözlü olarak böyle bir ifade kullanılmıştır. Ancak toplantılarda, özellikle 5–6 ay öncesine kadar olan süreçte, birtakım araç modellerinin gündeme getirildiğini gördük. Nitekim 2025 yılı Ocak ayında dört tekerlekli araçlara geçişe ilişkin bir karar alınmıştır. Adalar Belediyesi olarak biz bu karara şerh koyduk.

Şerhimizin temel gerekçeleri şunlardı: Birincisi, bu değişikliğin vatandaşa ilave bir mali yük getirecek olması; ikincisi ise ada sokaklarının bu araçlara uygun olmamasıdır. Bu gerekçelerle dört tekerlekli araçlara geçişe başından itibaren itiraz ettik. Ancak komisyon o dönemde bu yönde bir karar almış ve bugün gelinen nokta ortadadır.

D.T.: Net olarak gördüğümüz şu: Adalar, ciddi ölçüde araç yollarına açılmış durumda. Bu nedenle artık “akülü” gibi ifadeler kullanmaya gerek yok; bunlara doğrudan araç demek daha doğru. Sürecin planlı bir şekilde ilerlediği izlenimi oluşuyor. Bunu belediye özelinde söylemiyorum; daha genel, üst ölçekte bir durumdan bahsediyorum. Görünen tablo bu yönde.

Buradaki bir sonraki adımın da imara açılma olacağı düşünülüyor. Nitekim iptal edilen Adalar imar planlarında da bunu görmüştük. Ne kadar yoğun bir imara açılma isteği ve talebi olduğu o süreçte açıkça ortaya çıkmıştı.

F.D.: Şöyle: İmar planları muhtemelen 8. ayda yeniden çıkacak ancak burada Adalar’ı imara açacak bir yapıdan söz etmiyorum. Aksine, mevcut imarı da azaltan, daha korumacı bir plan söz konusu. Bu araçların getirilmesi de aslında buna hizmet eden bir konu değil; burada başka bir hikâye var ve bunu görmek gerekiyor.

Kazalarla ilgili bir şey söylediniz. Evet, bu araçlar adaya geldikten bir süre sonra kazalar başladı. Önceden kaza olmuyor muydu? Oluyordu. Belki hoş bir ifade olmayacak ama Adalılar o L2 sınıfı araçlara bir şekilde alışmıştı; kullanmayı öğrenmişlerdi. Şimdi ise esnaf arkadaşlarımız dört tekerlekli, aslında sizin de ifade ettiğiniz gibi bir nevi araba aldı. Ancak bu araçları ada yollarında kullanmak kolay değil; alışkın değiller. Araçlarla ilgili teknik problemler olduğunu da duyuyoruz. Bize şu ana kadar yansıyan en az 3–4 kaza var. Umuyorum ki yaralamalı ya da ölümlü ciddi bir kaza yaşanmaz. Dilerim bu regülasyon süreçleri bir an önce tamamlanır ve dört tekerlekli araçlar yerine daha minimal, daha küçük araçlarla yola devam edilir.

N.S.: Peki buradan çözüm ne olacak Fırat Bey? Şu anda devam eden belirsiz bir süreç var ve bu süreçten faydalanan ya da faydalanmak isteyen bir yapı, bu araçların ve araç modellerinin empoze edilmesiyle öne çıkıyor. Bu durum nereye kadar devam edecek? Ya da nerede bunun önü kesilebilir?

Belediye olarak nasıl bir adım atmayı düşünüyorsunuz? Sonuçta burada hepimizin sözünü ettiği mesele, Adalar’ın geleceği ve burada yaşayan insanların güvenliği. Ancak öte yandan, kontrolden çıkmış gibi ilerleyen başka bir süreç de var. Bunu durdurmak mümkün mü? Siz belediye olarak nasıl bir yol haritası planlıyorsunuz?

F.D.: Buradaki en büyük sorun şu: Araçların fiyatı 300 küsur bin liradan başlıyor; en uygunu 320–330 bin lira civarında. Daha yüksek rakamlara satılanlar da var; 500 bin, 600 bin, hatta 800 bin liraya kadar çıkan modeller bulunuyor. Dolayısıyla esnaf bir anlamda ciddi bir yatırım yaptı. “Ben turşucuyum, nalburum, inşaatçıyım, su dağıtıyorum” diyerek bu işe girdi ve devlet kurumları da “şu aracı alırsan bu işi yapabilirsin” dedi. Vatandaş da buna güvenerek gidip o aracı aldı.

Şimdi yarın devlet ya da ilgili kurumlar “bu araç uygun değil” dediğinde asıl mesele o zaman başlayacak. Bu araçları ada dışına nasıl çıkaracaksınız? Esnafın uğrayacağı zararı, mağduriyeti nasıl telafi edeceksiniz? Bu noktada geri dönüşü oldukça zor bir yola girilmiş durumda.

D.T.: O hâlde buradan vatandaşlar ve Adalar’da yaşayanlar olarak şunu söyleyelim: Tüm kurumlar ve seçilmişler halka hizmet etmek için var ve bizim daha iyi bir yaşam talep etme hakkımız bulunuyor. Biz de bu hakkımızı kullanarak bunu talep ediyoruz. Hayatımızın zorlaştırılmasını değil; Türkiye’nin yaya yolu statüsündeki tek ilçesi olan, yüzyıllardır sokak dokusu değişmemiş Adalar’ın korunmasını ve bu özgün yaşamın sürdürülmesini istiyoruz. Bu aslında bir görevdir. Biz hatırlatalım, sizler de lütfen hatırlatın.

N.S.: Evet, çok güzel ifade ettiniz. Son olarak toparlayacak olursak şunu sormak isterim: Belediyenin bu süreçte bir planı var mı? Mevcut gidişata karşı bir adım, bir yol haritası öngörüyor musunuz?

F.D.: Yani şöyle: Bu problemler ayyuka çıktığında bizim durmamız gereken yer, vatandaşımızın, yurttaşımızın yanı. Bu doğrultuda belediye başkanımız ilgili makamlarla defalarca görüşmeler yaptı ve bu görüşmeler belli bir noktaya geldi.

Buradaki temel mesele şu: Eğer bir araca ihtiyaç varsa ve mutlaka bir araç olacaksa, bu aracın adaya yakışan; daha minimal, görsel olarak daha uyumlu, daha az yer kaplayan ve ada sokaklarının darlığı düşünüldüğünde itfaiye, ambulans gibi kamu araçlarının geçişine engel olmayacak bir yapıda olması gerekiyor. Ancak ne yazık ki bu konuda tek başımıza karar verici değiliz; çoğunluk belirleyici oluyor. Kararlar alınırken önünü arkasını düşünmeden, sadece “şu araç güzelmiş” denilerek ya da birkaç kişinin beğenisi ve önerisiyle hareket edilmemesi gerekiyor.

N.S.: Ya da para kazanma isteğiyle...

F.D.: Yani bu şekilde olmaz, bu şekilde yürümez zaten. Devlet kurumlarının da bu şekilde işlememesi gerekir. Süreçlerin daha şeffaf, daha açık olması gerekir; kapalı ve belirsiz mekanizmalarla yürütülmemelidir.

D.T.: Demokratik katılım, STK’lar ve yaşayanlar...

F.D.: Tabii, STK’ların görüşlerinin alınması gerekir. Nitekim zamanında İstanbul Büyükşehir Belediyesi vapurlarla ilgili bir anket yapmış ve “şu model olsun” diyerek süreci katılımcı bir şekilde yürütmüştü. Benzer bir yaklaşım adada da düşünülebilir.

Yani esnafın kaygıları belli. Bu aracın iş görüp görmemesi… Esnaf diyor ki "araç işimizi görmüyor. Araç pahalı, araç büyük, dönemiyoruz, manevra alamıyoruz yollarda". Vatandaşa sormuyoruz ama “araç alacaksın” diyoruz. Bu doğru değil, biz buna karşıyız.

D.T.: Çok teşekkürler.

F.D.: Ben teşekkür ederim.

N.S.: Beraber söyleyelim: Adalar hepimizin! Yürünebilir Adalar!